Metabolizma Hızının insan Ömrüne etkisi

1- Metabolizma Hızının insan Ömrüne etkisi;
“DUYGUSAL VE RUHSAL AÇLIĞIN DOYUMU VASITASIYLA , YENİ NESİL KİLO KONTROL, ZAYIFLAMA VE KALİTELİ UZUN YAŞAM YÖNTEMİ”
patenti ile, kimsenin ifade edemediği gerçeği ortaya koyan KARGULU; aldığı patent detaylarında ifade ettiği “Yüksek metabolizma hızlarında DNA hasarları, hücre ölümleri ve oksitlenme, ideal kilosundan uzak, kilolu ve yüksek kilolu insanlarda, hormonel baskının daha yoğun olması dolayısıyla, metabolizmanın normalinden daha hızlı çalışma ihtiyacı, kilolu insanlarda, metabolizmanın ideal kilolu insanlara göre, olması gerekenden çok daha hızlı çalıştığını ortaya koymuştur. Bu nedenle; “kilolu, obez ve daha üstü aşırı kilolu kişilerin yaşam süresi, kiloya bağlı olarak mevcut ortalamalardan en az %30 daha düşük olmaktadır.” Bu yaşam sürecinin ve kalitesinin düşmesinin en temel nedeni, “organların çok daha hızlı hasar görerek, ahenk içinde çalışan metabolizmayı olumsuz etkilemesi ve sağlıklı organların da iflasına neden olmasıdır.” denilmiştir.
Çünkü bedenimizde bulunan organların fonksiyonlarını kaybetmeden çalışabilmesi için, tek tek uygun ortam ve yapay koşullar yaratıldığında, bu güne kadar insanoğluna atfedilen tüm yaşam sürecinden, daha uzun süre, organlarının tek tek fonksiyonlarını yerine getirdiğini görebiliriz. Dolayısı ile normalde insanoğlu ölümsüzdür. Ancak bir ahenk içinde çalışan bedenimizde, herhangi bir organın hasar görmesi ve yıpranması sonucu tek bir organın fonksiyonunu yerine getirememesi, diğer sağlam organların da, bu ahenk içinde birbirine bağımlı olması dolayısı ile bir parçanın ölmesi sonucu, diğer tüm sağlam parçalarda ölmektedir. Ve insan için ölüm fiili olarak gerçekleşmektedir. Oysa iç organlarımız, düşük metabolizma hızı ile, ne kadar az oksitlenme ve DNA hasarı görürse, ruhsal ve bedensel bütünlük içinde, nagatif düşünceler ile (düşüncenin şiddetinin +- kimyamıza etkisi) doğal yöntemlerle mücadele ederek ve her an aldığı nefesin değerini bilirse ve yoğun bilinçli nefes egzersizleri ile, nabız ve metabolizma hızını düşük seviyede tutabilirse ve bu “patent” yöntemin katkıları ile enerji girdisini besin dışı enerji kaynakları ile destekler, ihtiyaçtan fazla tüketim nedenlerini ortadan kaldırarak, sadece yaşaması için gerekli enerjinin %25-40’ını sağlıklı kaliteli besinlerden veya mikro özlerden & Ortho moleküler tıbbı desteklerden karşılarsa ve kalan %60-75 enerji girdisi için cihazın (patent ) kimyamıza etkisi ile oluşan, Besin dışı yapay koşullardan kaynaklanan enerji girdisi ile beslenirse,
1. İdeal kiloda, sağlıklı ve kalıcı bir yaşam sürer,
2. İnsan ömrü için geçerli olan “Organ Yaşı” olan en az 180-250 yıl yaşayabileceği ortaya çıkar,
3. Hatta bu konunun biraz daha geliştirilmesi ile çok daha güçlü yapay hislerin kimyamıza etkisi ile enerji girdimizin çok güçlü şekilde, bu patent konusu çalışmalar ile karşılanması sonucu, Düşük metabolizma hızı sağlanarak, DNA ve organ hasarlarının en aza indirilmesi mümkün olur. Gelişen tıp alanındaki organ nakli teknolojisi, laboratuvar ortamında kök hücreden yapay organ üretimi ve biyomalzeme ve doku mühendisliği alanındaki gelişmelere paralel olarak, uzun vadede (70-80 yaşarında) yıpranan organların zamanı geldikçe tek tek değiştirilerek, (organ nakli yaparak veya yapay organların gelişimi ile yapay organ nakli yaparak) tahminlerin çok daha ötesinde daha uzun yaşamak 2025 yıllarında çok mümkün olabilecektir. (250-500 yıl yaşayan insanların varlığını bu teknoloji ile yakın gelecekte görmek mümkündür. ) Denilmektedir…
Dolayısı ile görecelilik kavramını dikkate alarak, yükseğe çıktıkça “BASAMAKLARI ÇIKARKEN YAŞLANIYORUZ” diyen bilim insanlarına, Halil KARGULU Tokat gibi gerçekçi cevaplar vererek, “yaşlanmamızın yükseğe çıktıkça yerçekimi kanunlarına yani “İzafiyet teorisinde Görecelik kavramına “ göre değil, basamak çıkarken artan metabolizma hızına bağlı yaşlandığımızı ÇOK AÇIK VE net ortaya koymuştur. Zaten araştırma içeriği “izafiyet Teorisi” ile temelden çelişmektedir.
Dolayısı ile “Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) uzmanlarının savunduğu “yaşlanma yaklaşımı”, Halil KARGULU’nun gerçekçi ve kanıta dayalı açıklamaları ile tamamen çökmüştür.
Gerçekten uzak bu tür teorileri, kariyer sahibi bilim insanlarının nasıl açıkladığını, Halil KARGULU hayretler içinde karşılamaktadır. Bu tür vizyonu olmayan ve insanlara çözüm yerine çözümsüzlük sunan yaklaşımları, Sayın KARGULU açıkça kınamaktadır.
Ayrıca tv’ de gazete ve dergilerde “ZAYIFLATMAK” adına, farklı ünlü zayıflama uzmanlarının metabolizmayı hızlandırarak, aşırı tüketim ve kalorili düşünceler dolayısı ile oluşan kilo artışlarını, bir nebzede olsa azaltmak ve yağ yakmak adına, tavsiye olarak verdiği ot, sap, çöp gibi bitkisel ve farklı kimyasal ilaç ve benzeri içerikler ile, METBAOLİZMAYI HIZLANDIRMA çalışmaları, yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak, insanları daha hızlı ölüme götürdüğü BİLİMSEL OLARAK KANITLANMIŞ BİR GERÇEKKEN, diyet uzmanlarının ve kendince her gün tv’de gördüğümüz ünlü uzmanların, gerektiğinde koklayarak (düşük hızlı) çalışan metabolizmamız varsa, onu kendi düzenine uygun miktar ve içerik tercihleri ile verimli kullanmak gerekirken, Doğru beslenme yerine, tıkınmayı marifet sayarak, asla tüketim tercihleri ile doyuma ulaşamayacağımız ruhsal açlıklarımızı, tıkınma yolu ile gidermeye çalışmak, anlık tatminler için, artan tüketim tercihleri ile alınan gereksiz kalorileri, dışarıdan müdahale edilerek, kişilerin metabolizmasını yapay koşullarla hızlandırmaya çalışarak, fazla alınan kalorilerin yakılmasını için metabolizmayı hızlandırma çabası, insanı daha hızlı yaşlandırdığı, ölüme daha hızlı yaklaştırdığı ve hastalık oranını arttırdığı, bu yöndeki tüm bilimsel çalışmalarda net olarak ortaya konmuş gerçeklerdir. Buna rağmen, farklı çözümleri olmayan sözde uzmanların, bu tür yaklaşımlarına, Halil Kargulu; Besin dışı enerji girdisi teorisi ile cevap vermektedir. Ayrıca DÜŞÜK METABOLİZMAYA sahip kişileri, şanssız ve obezite potansiyeli olan kişiler olarak değil, doğru ve bilinçli eğitimlerle, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşama sahip olabilecek kişiler olabileceklerini açıkça beyan etmektedir… Yani bugün ki toplumsal yaklaşımla şanssızlık olarak görülen düşük metabolizma hızı, doğru ve bilinçli yöntemlerle, Besin dışı enerji girdilerini verimli kullanacak eğitimlerle, BÜYÜK BİR ŞANSA dönüştürülebilir. Dönüştürülmelidir…

Her kim ki size, Duygusal ve ruhsal açlığınızı doyurmak ve bütünü göstererek, çok yönlü miktar ve algı değişimi yerine, Tek yönlü sadece tüketim tercihleri ile, metabolizmayı hızlandırmak adına tavsiyelerde bulunursa; Bilin ki; “tüketim devlerinin, kucaktan kucağa gezen kuklaları olarak”, daha fazla tüketim tavsiyeleri ile, yaşam kalitenizi azalttıklarını, besin bağımlığını arttırarak, yaşlanma ve ölüm risklerini çoğalttıklarını ve sektöre bağımlı hale getirdiklerini UNUTMAYINIZ…

ZAYIFLAMAK adına yüksek metabolizma hızını bir şans olarak göstermek, dünyanın en büyük AHMAKLIĞIDIR.

Bu konuda, ideal kilosundayken, kısa sürede kilosunu ikiye katlamış, en az 1000 farklı örnek gösterebilirim. Şöyle ki;

Genç Yaşlarda her yediğini yaktığını sanan, yüksek hızla çalışan metabolizmaya sahip kişilerin, bu durumu vücudun bir dönem toleransı olarak göremeyerek, ŞANS gibi görmektedir. Pek çoğumuz içinse bu durum imrenilecek bir yaşantıdır. Her şeyi yer, ama kilo almaz! Geçici bir dönem, fazla ve gereksiz tüketime rağmen, her şeyi tüketmeyi ŞANS olarak görenler, yaşantısındaki ilk kırılma noktalarında, Abartıya alışmış göz zevki damak tadı alışkanlıklarını dolayısı ve Kalorili düşüncelerin etkisi ile, besin ve ihtiyaç fazlası tüketim bağımlılığın önüne geçemeyerek, 50 kilodan kısa zamanda nasıl 100 kilolara çıktıklarını anlamayanlara sormak lazım!…

50 kilo iken, tıka basa yemeyi, abartıyı ve o dönemi tolere eden metabolizmayı şans olarak görüyorsanız! O toleransın ileriki yaşlarda veya kırılma noktalarımızda kalkması ile, kilo almaya başladığımızda ve 100 kg olduğumuzda, durdurulamaz ve kontrol edilemez tüketim miktarlarına YAMYAMLIK diyebilir miyiz…?

Benzer Konular:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir