Gıda Zehirlenmeleri

Sofrada Zehir mi Sunuyorsunuz Yoksa?

Yiyecekleri pişirme ve saklama konusunda farkında olmadan yaptığınız kimi yanlışlar, yıllardır tekrarladığınız kimi davranış ve alışkanlıklar onları sağlığınız için zehir katmış gibi tehlikeli kılmaktadır, biliyor musunuz?

İyi pişmemiş bir yumurtadaki “salmonella” bakterisi, özellikle çocuklarda ve bağışıklık sistemi güçsüz kişilerde, yaşlılarda, mide-bağırsak rahatsızlıklarına, hatta ölümlere bile yolaçabilir. Yumurta iyice pişirilmeden yenmemelidir. Çünkü yumurta kabuğundan, bazı mikroplar içeri girebilirler. Sözgelimi, New York’ta bir davette ikram edilen makarna böreğindeki salmonellalı bir yumurta yüzünden davetliler hastanelik oldular. Eğer yumurta çok iyi (165 derecede) pişirilse bakteri ölecek, kimse de hastalanmıyacaktı.

Salmonella virüsü

Usûlüne uygun bir biçimde temizlenmiş ve pişirilmiş yiyeceklerdeki mikroplar yok olduğundan kimseyi hasta edemezler.

Mutfak alışkanlıklarımızdaki yanlışların ve bilgisizliklerin besin zehirlenmelerini artırdığını söyleyen uzmanlar bu konuda şu kurallara harfi harfine uymamızı öneriyorlar:

Besin zehirlenmelerini önlemede 6 altın kural:

1- Yumurta, et ve kanatlı hayvan etlerini çok iyi pişirin. Son yıllarda “salmonella” zehirlenmelerinin artmasının sebebi, mikroplu yumurtaların iyice pişirilmeden yenmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuklara iyi pişmiş (-lop) yumurta yedirin.

Çiğ yumurtayla yapılmış yemekler (mayonez vb.) yemek, Rus ruleti oynamaktan farksızdır.

Sadece çiğ yumurta değil çiğ tavuk vb. etine de kuşkuyla bakın. Ve daima çok çok iyi (325 dereceden düşük olmayan ısıda) pişirin. İçinin de çok iyi pişmesine dikkat edin.

Etleri de iyi pişirin.

Bütün haldeki etlerin ortaları pembe kalabilir, eğer az pişmiş seviyorsanız, köftelerin içlerinin çok çok iyi pişmesine dikkat edin. Zira çok fazla mıncıklandığından bakterilerin yerleşmesi çok kolaydır.

2- Yemek yaparken ellerinizin çok temiz olmasına dikkat edin. Besinlerden kaynaklanan hastalıkların 1/5’i yeterince temiz olmayan ellerden bulaşır. Sözgelimi, etle temas eden elinizi yıkamadan bebeğin biberonuna dokunursunuz ve etteki bakteri bebeğe geçer. Salmonella vakalarının çoğu 3 aylık bebeklerde görülmektedir. Ayrıca bu salmonellalı elinizle evde, kapı tokmaklarında vb. bıraktığınız mikrop, haftalarca orada yaşayıp etrafa “mikrop” saçmaya devam eder. Aslında başka yolları da vardır:

Çiğ eti koyduğunuz tabağa pişirdiğiniz şiş ya da pirzolayı koyarsanız çiğ etlerdeki bakteriler pişenlere bulaşır. Et ya da tavuk kestiğiniz bıçağı süngerle silmeniz yetmez. Her şeyi, ellerinizi tezgâhı, bıçağı da sabunla yıkamalısınız. Zira sabun, bakterileri tamamen öldürür.

3- Sıcak yemeklerin sıcak, soğukların soğuk kalmasına dikkat edin. Alış-veriş ederken dondurulmuş, buzdolabında tutulan yiyecekleri son anda alın ve eve gelir gelmez de hemen dolaba koyun. Mayonez, makarna sosu vb. kavanozlarını açtıktan sonra kalanı buzdolabında saklayın.

Yiyecekler pişmeden önce ve piştikten sonra tezgâhta 2 saatten fazla kalmamalıdır. Artanları vakit geçirmeden buzdolabına geri koyun. Zira ılık bir çorbada, ette vb. barınma imkânı bulan mikroplar her yarım saatte iki katma çıkarlar.

4- Bozulduğundan kuşkulandığınız yiyecekleri atın. Gece buzdolabına koymayı unuttuğunuz daha önce dolaptan çıkardığınız bir besin kokmasa da bozulmuştur.

Bütün pişmiş etler buzdolabında 2 ilâ 5 gün bozulmadan durabilir. Çiğ yumurta 3-5 hafta, katı yumurta ise 1 hafta dayanabilir.

5- Kullandığınız ocakların, fırınların kapasitelerini iyi öğrenin. Mikrodalga fırınlar sizin müdahaleniz olmadan iyi pişirmez-ler. Besinlerin soğuk kalan bölgelerine (bu fırınlar her yeri aynı derecede ısıtmaz) gizlenen salmonella, tirişin vb. organizmalar piştikten sonra da canlı kalabilir. Bunu önlemek için, pişerken besini çevirip alt üst edin, ya da karıştırın.

Otomatik fırınlarda yiyeceklerin pişmeden önce bir saatten fazla bekletilmemelerine dikkat edin.

6- Kutusu dışa doğru bombeleşen konserveleri kesinlikle yemeyin.

Sağlıklı bir zayıflama rejiminde, sadece kalorilerini değil, besinlerin içerdiği doymuş yağ ve kolesterol oranlarını da hesaba katmalıdır.

Bu konuda en gelişmiş metod KKE (Kolesterol Kontrol Endeksi) metodudur. Bunda bütün besinlerin içerdikleri kolesterol ve doymuş yağ miktarları dikkate alınır.

Aslında kolesterol, organizma için vazgeçilmez bir yağ türüdür. Ama fazlası, zararlıdır. Zira kanda birikerek pıhtı ve plâklar oluşturur ve arterleri (damarları) tıkar, vücutta taşlar oluşmasına vb. yola-çar. Doymuş yağlarsa hayvanî yağlardır ve daha çok kolesterol içerirler.

KKE ne kadar düşükse, o besin gerek besin, gerekse rejim açısından o derece tercihe değer besindir.

Günlük beslenmenizde orta derecede kolesterol içeren besinleri tercih edip çok yüksek olanlardan kaçının.

Bu konuda kesin bir rakam vermek zordur ama, günlük KKE rakamını düşük tutmakta, kesinlikle 50’yi geçmemesine dikkat etmekte yarar vardır. Sıfır kolesterollü (makarna, pilav, ekmek, patates gibi besinlerle, sebze, meyve ve baklagilleri tercih edin. Sonra da sırasıyla düşük kolesterollü yağsız süt, yoğurtla, taze ve az yağlı peynirleri, yağlı ve eski peynirlere tercih edin. Yüksek kolesterollü tehlikeli besinleri, beyin, ciğer, sakatatı ve salamları hepten unutun.

Bu sayede estetik ve organik rahatsızlıklardan (selülit, enfarktüs, damar sertliği, felç vb.) uzak kalabilirsiniz.

Benzer Konular:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir